#ekoIQ | Sürdürülebilirlik Hakkında Her Şey
Toplumsal

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Aileleri Güçlendiriyor

Nordik deneyimi, bireylerin potansiyellerini gerçekleştirmeleri için güçlendirildiğinde toplumların daha güçlü, ailelerin ise daha dayanıklı hale geldiğini gösteriyor. Bu nedenle toplumsal cinsiyet eşitliği aile yaşamı için bir tehdit değil; aksine onun en güçlü temellerinden biridir. İleriye dönük yol ise yenilenmiş bir kararlılık gerektiriyor.

Sibel BÜLAY, [email protected]

Kadınların Statüsü Komisyonu’nun yetmişinci programı (CSW70) kapsamında, 9 Mart’ta, Nordik Bakanlar Konseyi New York’taki Birleşmiş Milletler (BM) Genel Merkezi’nde “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Aileleri Güçlendirir!” başlıklı bir etkinlik düzenledi. Panelde Norveç, Finlandiya, İsveç, Danimarka ve İzlanda’nın toplumsal cinsiyet eşitliğinden sorumlu bakanları yer aldı.

Dünyada giderek yükselen bir söylem, “Toplumsal cinsiyet eşitliği fazla ileri gitti ve aileyi tehdit ediyor” iddiasını öne sürüyor. Nordik ülkelerin deneyimi ise bunun tam tersini gösteren güçlü bir örnek ortaya koyuyor. Finlandiya, İsveç, Norveç, Danimarka ve İzlanda’nın benimsediği toplumsal cinsiyet eşitliği politikaları, aileleri zayıflatmak yerine kadınları desteklemenin hem aileleri hem de ekonomileri güçlendirdiğini gösteriyor.

Toplumsal

On yıllardır bu ülkeler, Nordik Bakanlar Konseyi çatısı altında birlikte çalışarak aile hayatı ile iş yaşamını uyumlu hale getirmeyi amaçlayan politikalar geliştiriyor. En etkili politikalar arasında ebeveynlerin her ikisi için paylaşılan ebeveyn izni, uygun fiyatlı ve yüksek kaliteli çocuk bakım hizmetleri ve kadınların iş gücü piyasasına tam katılımını mümkün kılan düzenlemeler yer alıyor. En etkili politikalar arasında anne ve babanın paylaştıkları ebeveyn izni, uygun fiyatlı ve kaliteli çocuk bakım hizmetleri ile kadınların iş gücüne tam katılımını mümkün kılan düzenlemeler bulunuyor. Anne ve babalar, iş ve aile sorumluluklarını dengeleyebildiklerinde aileler daha sağlıklı, daha mutlu ve daha güvende oluyor.

Sonuçlar ortada: Finlandiya, en az sekiz kez dünyanın en mutlu ülkesi olarak listenin başında yer aldı. Bakan Grahn-Laasonen bunun temel nedenlerinden birinin güvenli bir sosyal ortam ile güçlü toplumsal cinsiyet eşitliğinin birleşimi olduğunu söylüyor. İnsanlar ekonomik özgürlüğe ve sosyal desteğe sahip olduklarında aile kurma kararını zorunluluktan değil, kendi tercihleriyle alabiliyorlar. Kadınlar ekonomik nedenlerden dolayı değil, istedikleri için evlilik içinde kalıyorlar.

İzlanda’nın Adalet Bakanı Sigríður Gunnlaugsdóttir, “toplumsal cinsiyet eşitliğinin yalnızca toplumsal cinsiyetle ilgili olmadığını” vurguladı. Yani bu, yalnızca kadınları ilgilendiren dar bir mesele değil. Toplumsal cinsiyet eşitliği eğitimden iş gücü piyasalarına, sağlık sistemlerinden aile yaşamına kadar pek çok alanı etkiliyor. Bu anlamda toplumsal cinsiyet eşitliği, toplumun geleceğine dair vizyonunun ayrılmaz bir parçası haline geliyor.

Ebeveyn iznini anne ve babaların kullanmaları, bu politikaların pratikte nasıl işlediğini gösteren önemli bir örnek. Bir çocuğun doğumundan sonra babaların da anneler gibi izin almasını sağlayan düzenlemeler, iş gücü piyasasında daha eşit bir zemin yaratıyor. İşverenler artık sadece kadınlara “Ne zaman hamile kalacak?” diye ön yargılı bakmıyorlar; çünkü babaların da ebeveyn izni kullandıkları bir ortamda bu soru işe alım süreçlerinde önemini yitiriyor.

Son yıllarda yapılan reformlar babaların ebeveyn izni kullanımını daha da artırdı. Finlandiya 2022’de, 160 günlük ebeveyn izni için “kullan ya da kaybet” kuralı getirdi. Bunun sonucunda babaların kullandıkları ortalama ebeveyn izni gün sayısı yaklaşık 44 günden 78 güne yükseldi. Danimarka da bir Avrupa Birliği (AB) direktifinin ardından babaların izin süresini artırdı; ortalama izin günleri 37’den 48’e çıktı. Norveç ve İsveç ise yıllar önce “baba kotası” uygulamasına öncülük etti. Bugün Norveçli babaların %70’ten fazlası kendilerine ayrılan 15 haftalık iznin tamamını kullanıyorlar. Uygulanan politikalar son yıllarda babaların ebeveyn izninde geçirdikleri gün sayısını iki katına çıkardı.

Sözü geçen uygulamaların faydası yalnızca toplumsal cinsiyet eşitliğiyle sınırlı değil. Araştırmalar, paylaşılan ebeveyn izninin çocuk gelişimini desteklediğini, babaların çocuklarıyla ilişkilerini güçlendirdiğini ve ebeveynlerin ruh sağlığına olumlu katkı yaptığını gösteriyor. Aynı zamanda ekonomik açıdan da mantıklı. Doğal kaynakları sınırlı bir ülke olan Finlandiya, ekonomik başarısının büyük bölümünü yüksek eğitim seviyesine ve kadınların iş gücüne aktif katılımına bağlıyor.

Uygun fiyatlı çocuk bakım hizmetleri de bu modelin önemli bir ayağı. Norveç Kültür ve Eşitlik Bakanı Jaffery, erişilebilir çocuk bakımının son dönemde doğum oranlarında görülen artışa dahi katkıda bulunmuş olabileceğini anlattı. Aileler kaliteli bakım hizmetlerine erişebileceklerini ve istikrarlı bir iş hayatını sürdürebileceklerini bildiklerinde çocuk sahibi olmak daha cazip hale geliyor.

Bununla birlikte Nordik ülkelerde de sorunlar yaşanıyor. Güçlü politikalara rağmen bu ülkelerde bile cinsiyete dayalı ücret farkı hâlâ varlığını sürdürüyor. Aynı zamanda, dünyada yükselen bir karşı hareket, toplumsal cinsiyet eşitliği kazanımlarını zorluyor ve aile ile toplum hakkındaki kamu söylemlerini olumsuz biçimde yeniden şekillendiriyor.

İsveç’in toplumsal cinsiyet eşitliğinden sorumlu Bakanı Larsson, toplumların “iyi bir krizi boşa harcamaması gerektiğini” vurguladı. Bu tür geri tepkiler, toplumsal cinsiyet eşitliği politikalarının neden ortaya çıktığını yeniden hatırlamak ve bu politikaların sosyal ve ekonomik başarıya nasıl katkıda bulunduğunu göstermek için bir fırsat da olabilir. Bu tarihsel sürecin anlatılması özellikle genç kuşaklar için önemli; çünkü pek çok genç, bu hak ve fırsatların ne kadar zorlu bir mücadelenin sonunda kazanıldığını bilmediği için onları hafife alabiliyor.

Erkeklerin ve erkek çocuklarının sürece dahil edilmeleri de kritik önem taşıyor. İzlanda Bakanı Gunnlaugsdóttir, kadınların başarısının erkeklerin kaybı anlamına gelmediğini vurguladı. Toplumsal cinsiyet eşitliği sıfır toplamlı bir oyun değil. Aksine erkekler, çocuk bakımı ve aile yaşamına aktif olarak katıldıklarında, çocuklarıyla daha güçlü bağlar kuruyorlar, kendileri mutlu oluyorlar ve aileleri de güçleniyor. Bu mesajı güçlendirmek için daha fazla erkek rol modeline ihtiyaç var.

İlerlemeyi yalnızca hükümetler sürdüremez; daha geniş bir toplumsal katılım gereklidir. Sivil toplum, sendikalar ve topluluk örgütleri eşitliğin korunması ve ilerletilmesinde kritik rol oynamalıdır.

Nordik deneyimi, bireylerin potansiyellerini gerçekleştirmeleri için güçlendirildiğinde toplumların daha güçlü, ailelerin ise daha dayanıklı hale geldiğini gösteriyor. Bu nedenle toplumsal cinsiyet eşitliği aile yaşamı için bir tehdit değil; aksine onun en güçlü temellerinden biridir. İleriye dönük yol ise yenilenmiş bir kararlılık gerektiriyor.

Kopenhag Eylem Çağrısı dört öncelikli alanı öne çıkarıyor:

  • Kadınların ve kız çocuklarının bedenleri ve yaşamları hakkında karar verme özgürlüğünün güvence altına alınması,
  • Herkes için kapsamlı cinsellik eğitiminin sağlanması,
  • Kadınlar ve kız çocukları için evrensel sağlık hizmetlerine erişimin garanti edilmesi,
  • Ve tüm çeşitliliğiyle ailelerin desteklenmesi.

İlerleme asla tesadüf değildir. Bilinçli politika tercihleri ve sürekli toplumsal kararlılığın sonucudur. Nordik ülkeler, eşitliğe yatırım yapıldığında ailelerin ve ekonominin güçlendiğine ve herkes için daha iyi bir geleceğe yatırım yaptıklarını gösteriyor.

Katılımcılar:

Kültür ve Eşitlik Bakanı, Norveç – Lubna Jaffery,

Sosyal Güvenlik Bakanı, Finlandiya – Sanni Grahn-Laasonen,

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Bakanı, İsveç – Nina Larsson,

Adalet Bakanı, İzlanda – Thorbjörg Sigríður Gunnlaugsdóttir,

Uluslararası Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Direktörü, Danimarka – Kira Appel.

Sibel Bülay

Akıllı Şehirler Danışmanı | Yaşanabilir Kentler