#ekoIQ | Sürdürülebilirlik Hakkında Her Şey
Müsaade

“Müsaade Etmedikleriniz”

Ayakkabı yürümekle ilgilidir. Yola çıkmakla, bir yere varmakla, hayata karışmakla. Ayakkabı, bedenin dünyayla temas ettiği en alt noktadır. Toprağa, asfalta, taşa değen ilk şey. Kadın cinayetlerini düşündüğümde aklıma hep yarım kalan yollar geliyor. Gidilemeyen yerler, tamamlanamayan hayatlar.

Neslihan YETİŞKİN, [email protected]

  1. Durdona Khokimova
  2. Esra M.
  3. Fatma Demircan
  4. Gözde Akbaba
  5. Helin K.
  6. İsmihan T.
  7. Mihriban Yılmaz
  8. Nida T.
  9. Nora Dzuliashvili
  10. Pınar K.
  11. Rukiye Ç.
  12. Satı B.
  13. Songül C.
  14. Süheyla Ö.
  15. Sümeyya K.A.
  16. Ülker K.

Ayda 22 kadının öldürüldüğü bir coğrafyada kadın olarak hayata devam etmek, insanın kendi varlığıyla kurduğu ilişkiyi dönüştürüyor. Sayılar istatistik olmaktan çıkıyor; her biri bir isim, bir yüz, bir hayat, yarım kalmış bir cümleye dönüşüyor. Bu listeyi hazırlarken boğazıma oturan düğüm yalnızca kişisel bir acının değil, ülkenin üzerine çökmüş bir ağırlığın ifadesi. Çözülmeyen, gevşemeyen, her yeni ayda biraz daha sıkılaşan bir düğüm.

2

Bir ay. 22 kadın.

Bu cümle ne kadar sade görünse de içinde büyük bir boşluk var. Günlük hayat devam ediyor; vapurlar çalışıyor, pazarlar kuruluyor, kahveler içiliyor, sergiler açılıyor. Ama bir ev eksiliyor. Bir çocuk annesiz kalıyor. Bir annenin kızı artık geri dönmüyor. Hayat akmaya devam ederken bir yerlerde zaman donuyor.

Kadın olarak yaşamak, tam da bu çelişkinin içinde sürüyor. Hem üretmek hem yas tutmak. Hem güçlü kalmaya çalışmak hem kırılganlığı inkar etmemek. Elimizin kolumuzun bağlı olduğu hissi yoruyor. Bu düğümün ne zaman çözüleceğine dair net bir cevap yok. Ve belki de en ağır olan bu belirsizlik.

Tam o noktada sanat geliyor aklıma.

Çözülmeyeni zorla çözmek değil; onu görünür kılmak. Boğazımdaki düğümü inkar etmeden, bir forma dönüştürmek. Sözcüklerin yetmediği yerde malzemenin konuşmasına izin vermek.

İki çift ayakkabıyı yeşertme fikri böyle doğdu.

Ayakkabı yürümekle ilgilidir. Yola çıkmakla, bir yere varmakla, hayata karışmakla. Ayakkabı, bedenin dünyayla temas ettiği en alt noktadır. Toprağa, asfalta, taşa değen ilk şey. Kadın cinayetlerini düşündüğümde aklıma hep yarım kalan yollar geliyor. Gidilemeyen yerler, tamamlanamayan hayatlar.

Kadıköy Antika Pazarı’ndan aldığım eski ayakkabı kalıpları bu yüzden sıradan bir nesne değil benim için. Geçmişi olan, iz taşıyan, başka hayatlara temas etmiş objeler. Üstelik o pazar, bir çocuk cinayetine de tanıklık etmiş bir yer. Gündelik hayatın içindeki sıradan bir mekanın, bir şiddet anıyla hafızaya kazınmış olması, hayatla ölüm arasındaki ince çizgiyi daha görünür kılıyor.

Ayakkabı kalıplarını elime aldığımda şunu düşündüm: Bu kalıplar, yürümek için üretilmiş ayakkabıların başlangıç formu. Yani hareketin, ilerlemenin, devam etmenin başlangıcı. Şimdi ise tam tersini anlatacaklar; yarıda kesilmiş bir devamı.

Bu işte toprak yok.

Topraksız çimlenme kullanıyorum. Mikro çimlenme. Tohum, su ve zaman. 12-13 gün süren bir süreç. İlk günlerde sessiz. Sonra küçük beyaz kökler beliriyor. Ardından ince, NARİN, yeşil filizler yukarı doğru uzanıyor.

Toprağa bağlı olmadan, yalnızca nem ve suyla hayata tutunuyorlar. Filizlenmeyi izlemek sabır istiyor. Her gün biraz daha uzadığını görmek insana umut veriyor. O yeşil, karanlıktan çıkan bir ihtimal gibi. Hayatın kendini yeniden üretme gücü gibi.

1

Ama tam o en canlı anında, sulamayı kesiyorum.

Bilinçli bir karar. Müdahale ederek büyümeyi durdurmak. Yeşermesine müsaade etmemek. Çimler bir süre sonra sararıyor. Canlı yeşil, yerini solgun bir tona bırakıyor. Yukarı doğru uzanabilecek bir potansiyel, yarım kalıyor. Ayakkabı kalıbının formu içinde sıkışmış bir yaşam izi gibi.

“Yeşermesine müsaade edilmeyen tüm kadınların anısına.”

Bu cümle işin merkezinde duruyor. Çünkü mesele sadece ölüm değil. Mesele, büyüyememek. Devam edememek. Potansiyelin yarıda kesilmesi. Bir kadının yalnızca nefes alması değil; üretmesi, sevmesi, yaşlanması, değişmesi, çoğalması mümkünken bu ihtimalin elinden alınması.

Topraksız çimlenme burada başka bir anlam daha taşıyor. Kök salmayı ve sürekliliği çağrıştırır. Oysa burada kökler yüzeyde.

Derine inemiyor.

Bağ kuramıyor.

Kırılgan bir zeminde büyümeye çalışıyor. Bu kırılganlık, kadınların yaşam alanlarının ne kadar güvencesiz olabildiğini düşündürüyor.

İşin dili bağırmıyor.

Sessiz bir süreç var.

İzleyen, önce yeşermeyi görüyor. Sonra sararmayı.

Bir şeylerin eksildiğini fark ediyor ama o eksilme yavaş gerçekleşiyor. Tıpkı toplumun alışa alışa duyarsızlaşması gibi.

3

Ayakkabı kalıpları yürüyemiyor. Zaten yürümek için değil, İçlerindeki filizler de büyüyemiyor. İkisi birlikte, tamamlanamayan bir hareketi temsil ediyor.

Yola çıkamayan bir hayatı.

Bu işi üretirken kendi içimde bir çelişki yaşıyorum. Bir yandan ifade edebilmenin imkanı var; bir şeyi dönüştürebilmenin gücü. Diğer yandan hiçbir sanat işinin kaybedilen bir hayatı geri getiremeyeceğini bilmek. Ama susmak, görmezden gelmek, üretmemek de mümkün değil.

Benim pratiğimde malzeme seçimi son derece bilinçli.

Doğal, sade, müdahalesiz. Burada da yalnızca tohum ve su var. Ek bir gösteriş yok. Yaşamın en yalın hali.  Ve o yalınlığın bilinçli olarak kesintiye uğratılması. Ayda 22 kadın.

Bu cümleye alışmak istemiyorum. Alışmanın kendi tehlikeli. O yüzden her ay yeniden boğazıma oturan düğümü hissetmek belki de gerekli. Rahatsızlık, hâlâ canlı olduğumuzu gösterir.

İki çift ayakkabı kalıbı… Sergi mekanında sessizce duracaklar. İlk bakışta sade görünecekler. Yaklaşan, içlerindeki filizleri fark edecek. Sonra sararmış halini. Ve belki o an, yarım kalmış bir hayatın ağırlığını hissedecek.

Benim için bu iş, bir anma biçimi. Gürültüsüz ama net. Yargılamadan ama saklamadan. Yeşermeye başlayan bir şeyin bilinçli olarak durdurulmasının görsel karşılığı. Boğazımdaki düğüm hâlâ orada. Belki tamamen çözülmeyecek. Ama onu görünür kılmak, adını koymak, biçime dönüştürmek benim elimde. Sanat, benim için tam olarak bu: İçimdeki düğümü saklamamak.

Ve belki bir gün, hiçbir kadın için “Yeşermesine müsaade edilmedi” demek zorunda kalmayız. O zaman çimler gerçekten büyür. Yarım kalmadan.