#ekoIQ | Sürdürülebilirlik Hakkında Her Şey
Yoksulluk

İklim Değişikliği Yoksulluk Üzerinde Kısır Döngü Oluşturuyor

“Yoksul kesimin seragazı emisyonlarının %10’undan, yüksek gelirli kesimin seragazı emisyonlarının %90’ından sorumlu olduğunu görüyoruz” diyen Prof. Dr. Ayşe Uyduranoğlu, iklim değişikliğinin yoksulluk üzerinde kısır bir döngü oluşturduğu ve yoksulluğun kötüleşerek süreklilik kazanmasına neden olduğu uyarısında bulundu.

AA’da yer alan habere göre, Dünya Bankası uzmanlarının yaptıkları ve Nature Climate Change dergisinde yayımlanan çalışmada, iklim değişikliğinin küresel yoksulluk ve eşitsizlik üzerindeki etkisi incelendi. Çalışmaya göre, sıcaklıktaki yıllık 1 derecelik artış, tahmin modellerine bağlı olarak günlük 2,15 dolarlık yoksulluk sınırı esas alındığında yoksulluk oranını %8,3 ila %15,6 yükseltiyor. Günlük yoksulluk sınırının 3,65 dolar olarak alındığı hesaplamada ise artış %4,3-4,7 arasında değişiyor.

Eşit Olmayan Ülkelerde Sıcaklık Değişimleri Belirgin Etkilere Yol Açıyor

Sıcaklık artışının eşitsizlik üzerindeki etkisi, yoksulluk üzerindeki etkiden daha güçlü. Gelir eşitsizliğini ölçen Gini endeksi alt ulusal düzeyde %23-45 arasında değişirken, sıcaklıktaki 1 derecelik artış Gini endeksini 0,463–0,684, Theil endeksini ise 1,119–1,273% puan yükseltiyor. Endonezya’da yapılan analizler, artan sıcaklıkların yoksulluk ve eşitsizlik üzerindeki etkilerini net olarak ortaya koydu. Günlük 2,15 dolarlık yoksulluk sınırına göre yoksulluk oranı ülkenin batısında %0,1 ile en düşük, doğusunda ise %42 ile en yüksek seviyede ölçüldü.

Gini endeksine göre eşit ülkeler arasında yer alan İtalya’da sıcaklık değişimleri sınırlı etkiye sahipten, eşit olmayan ülkelerden Namibya’da sıcaklık değişimleri belirgin etkilere yol açıyor.

Ülke verileri kişi başına düşen reel Gayri Safi Yurt İçi Hasıla (GSYH) ile karşılaştırıldığında, küresel ısınma yoksulluğu en fazla gelir düzeyi düşük ve sıcak ülkelerde artırdı. Bu ülkeler arasında Madagaskar, Malavi, Zambiya, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Burundi, Lesotho, Mozambik ve Ruanda yer alıyor.

Küresel ısınma, Güney Afrika, Şili, Honduras, Kolombiya, Brezilya, Namibya, Meksika, Bolivya ve Botsvana’nın da aralarında bulunduğu birçok düşük ve üst-orta gelirli ülkede eşitsizliği artırıyor.

Gelecek Senaryolarında Küresel Yoksul Sayısındaki Artış

Gelecek senaryolarına göre; farklı iklim senaryolarında, çalışmadaki ülkelerde 2030’a kadar ortalama sıcaklıkların 1972-2022 dönemine kıyasla 1,2-1,9 derece artması bekleniyor. Artışın, günlük 2,15 dolarlık yoksulluk sınırı esas alındığında yoksulluğu %10-15,9 yükselteceği öngörülüyor.

Dünya Bankası’nın 2030’a kadar aşırı yoksulluk yaşayan kişi sayısının 622 milyon olacağı yönündeki projeksiyonu dikkate alındığında ise küresel ısınma nedeniyle küresel yoksul sayısındaki artışın 62,3 ile 98,7 milyon kişi arasında olacağı tahmin ediliyor. En yüksek artışların, seragazı emisyonlarının daha yüksek olduğu senaryolarda görülmesi ve Gini endeksinin bu senaryolarda %1,6-2,5 yükselmesi bekleniyor. Sıcaklıkların 1979-2022 dönemindeki seviyelerde kaldığı bir senaryo ise 2030’a kadar yoksulluk içinde yaşayan kişi sayısının beklenenden daha az olması tahmin ediliyor.

“İklim Krizinin Yoksul Kesimin Gelir Kaybı Üzerindeki Etkisi Çok Daha Fazla”

AA’nın haberine göre, İstanbul Bilgi Üniversitesi İşletme Fakültesi Ekonomi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayşe Uyduranoğlu, söz konusu çalışmaların aynı ülkedeki farklı bölgelerde benzer karşılaştırmaların yapılarak yürütülmesi gerektiğini söyledi.

İklim krizi etkisinin aynı ülkede bile farklılık gösterebildiğine dikkati çeken Uyduranoğlu, “Aynı ülkedeki farklı gelir gruplarına sahip kişiler iklim krizinden aynı oranda etkilenmiyor. İklim krizinin yoksul kesimin gelir kaybı üzerindeki etkisi yüksek gelirli kesime göre çok daha fazla” dedi.

Uyduranoğlu, iklim değişikliğinin sektörler üzerindeki etkisinin de farklı olduğunu belirterek, “Özellikle tarım sektörünün çok daha fazla etkilenmesini bekliyoruz. Türkiye özeline dönecek olursak doğuyla batı arasındaki en büyük fark doğunun daha çok tarım sektörüyle geçimini sağlayan bir bölge olması. Batının ise sanayiye veya endüstriye dayanan bir ekonomiye sahip olması diyebiliriz. Aynı ülkedeki sektörlere bağlı olarak bölgeler arası karşılaştırma yapmanın da çok faydalı olacağını düşünüyorum” dedi.

“Yüksek Gelirliler İklim Değişikliğinin Etkilerini Azaltmada Daha Şanslı”

Yoksul grupların iklim krizine etkisinin az olduğunun altını çizen Uyduranoğlu, şunları dile getirdi: “Yoksul kesimin seragazı emisyonlarının %10’undan, yüksek gelirli kesimin seragazı emisyonlarının %90’ından sorumlu olduğunu görüyoruz. Yüksek gelirlilerin iklim değişikliğinin etkilerini azaltma konusunda finansal anlamda ve sadece finansal anlamda değil belki eğitim anlamında da daha şanslı olduğunu söyleyebiliriz. Yazın yaşadığımız sıcak hava dalgalarını düşünün. Biz yoksul kesime mensup olsak ve evimizde klima olsa bile yüksek enerji fiyatlarından dolayı klimayı çalıştırma konusunda tereddütlere sahip olabiliriz. Ama diğer tarafta klimaya sahip olmayan yoksul kesim ve klimaya sahip olduğu halde çalıştıramayanlar var.”

Uyduranoğlu, iklim değişikliğiyle mücadelede başarısızlığın yoksulluğu önlemede de başarısız sonuçlar doğuracağına işaret ederek, seragazı emisyonlarının yol açtığı kirlilikten kaynaklanan sağlık sorunlarına karşı, aynı şehirde yaşayan zengin ve yoksul kesimin sağlık hizmetlerine erişim imkanlarının eşit olmadığını aktardı. Öte yandan Uyduranoğlu, iklim değişikliğinin yoksulluk üzerinde kısır bir döngü oluşturduğu ve yoksulluğun kötüleşerek süreklilik kazanmasına neden olduğu uyarısında bulundu.

“Uyum Çalışmaları Çok Önemli”

İklim değişikliğinden bazı ülkelerin daha fazla etkilendiğine dikkati çeken Uyduranoğlu, “Bunların bir kısmı üçüncü dünya ülkeleri olarak adlandırdıklarımız, bir kısmı ise gelişen ülkeler. Gelişme önündeki en büyük engellerden biri iklim değişikliği. Karbon emisyonlarını azaltmış olsak bile iklim değişikliğinin etkilerini hemen bugünden yavaşlatmamız mümkün değil. Bu nedenle iklim değişikliğine karşı uyum çalışmaları çok önemli” diye konuştu.

Uyduranoğlu, gelişmiş ülkelerin finansal kapasite, beşeri sermaye, teknoloji, hukuki mevzuat ve kurumsallaşma açısından iklim değişikliğine karşı daha donanımlı olduğunu belirterek, buna karşılık yoksul kesimlerde iklim değişikliğinden dolayı göçlerin kalıcı hale gelebileceğini söyledi.