İran’daki petrol depoları ve enerji altyapısına yönelik saldırılar yoğun bir hava kirliliğinin oluşmasına yol açtı. Gelişmeler, fosil yakıt altyapısının savaş koşullarında büyük çevre ve sağlık riskleri doğurabileceğini gösterirken, uzmanlar, özellikle ağır metallerin çevreye karışmasının sağlık risklerini büyüttüğüne dikkat çekiyor.
İran’da petrol depolarına ve enerji altyapısına yönelik saldırıların ardından ortaya çıkan yoğun hava kirliliği, halk sağlığı açısından uzun yıllara yayılabilecek ciddi riskler barındırıyor.
Birikici Sağlık Etkileri Uzun Vadede Ortaya Çıkacak
Patlamalar ve yangınlar sonucunda atmosfere yayılan ince partikül maddeler, azot oksit, kükürt dioksit gibi kirleticiler, özellikle solunum yolları üzerinden, enflamasyon olarak adlandırılan mikropsuz iltihaplanmaya yol açabiliyor. Temiz Hava Hakkı Platformu Türk Nöroloji Derneği Temsilcisi Dr. Semih Ayta’ya göre bu kirleticiler akut dönemde kalp-damar ve beyin sistemlerini etkileyebilirken, birikici sağlık etkileri ise uzun vadede ortaya çıkacak.
Yayılan Kirleticiler Havayı, Toprağı ve Suyu Etkiliyor
Savaş sırasında yanan fosil yakıt tesislerinden yayılan kirleticilerin yalnızca havayı değil, toprağı ve suyu da etkilediğine dikkat çeken Ayta, özellikle ağır metallerin çevreye karışmasının sağlık risklerini büyüttüğünü belirtiyor. Ayta’ya göre hava kirliliğinin az konuşulan bir diğer kritik sonucu ise gen anlatımını değiştirebilmesi. Özellikle bugün hamile olan kadınların çocuklarında ilerleyen yıllarda bazı solunum, kalp-damar ve nörolojik hastalıklara yatkınlığının artması söz konusu olabilir.
İran’daki saldırılar, fosil yakıt altyapısının savaş koşullarında nasıl büyük çevresel ve sağlık risklerine dönüşebileceğini bir kez daha gösterdi. Dr. Ayta, halk sağlığı için fosil yakıtlara bağımlılığın azaltılmasına yönelik politikaların gerekliliğine dikkat çekiyor.
“Kronik Etkileri Katlanarak Daha Büyük Boyutta Ortaya Çıkacak”
Temiz Hava Hakkı Platformu Türk Nöroloji Derneği temsilcisi ve Türk Nöroloji Derneği Nörolojide Çevre Sağlığı ve Meslek Hastalıkları Çalışma Grubu moderatörü Dr. Semih Ayta’nın değerlendirmeleri şu şekilde: “İran’da yaşanan çok büyük bir olay. Gerek Türkiye’deki kömürlü termik santralların sağlık etkilerini çalışırken ürettiğimiz bilgilere, gerekse küresel verilere baktığımızda, hava kirliliğinin etkilerinin uzun vadede katlanarak İranlıların ve Tahranlıların önüne geleceğini söyleyebiliriz.
Hava kirliliğinin; ince ve kaba partikül maddeler (PM 2.5, PM 10), azot oksit, kükürt dioksit, yer seviyesi ozon, karbonmonoksit gibi pek çok bileşeni var. Bunlar akut dönemde, özellikle solunum yolları üzerinden, enflamasyon dediğimiz mikropsuz bir iltihap yaratabiliyorlar. Bunu, bir yerimizi vurduğumuzda veya bir yerimiz yandığında ortaya çıkan reaksiyon gibi düşünebilirsiniz. Ayrıca kalp-damar sistemini ve beyin sistemini de etkileyebiliyor. Uzun dönemde ise hava kirliliğinin birikici etkileri olacak. Kronik etkileri de katlanarak daha büyük boyutta ortaya çıkacak.
Bu çerçevede çok az konuştuğumuz bir konu var: Aslında hava kirliliği genlerimizi de etkiliyor. Genleri doğrudan değiştirmemekle birlikte, genin anlatımını değiştiriyor. Buna ‘epigenetik etki’ deniyor ve kardiyovasküler hastalıklardan solunum sistemi hastalıklarına kadar pek çok hastalığa eğilimi artırabiliyor. Bu etkiler, özellikle anne karnındaki bebeklerde, erken çocukluk dönemindeki çocuklarda ve yaşlılarda daha belirgin. Belki ileriki dönemde, şu anda gebe olan kadınların çocuklarında ne gibi etkileri olduğunu incelemek gerekecek.
“Binaların Yıkılmasıyla Ortaya Çıkabilecek Asbest de Önemli Bir Sorun”
Hep yangınlardan bahsediyoruz fakat saldırılar sonucu binaların yıkılmasıyla ortaya çıkabilecek asbest de önemli bir sorun. Bu mesele Türkiye’de de çok konuşuldu: 1990’lı yılların sonuna kadar inşaatlarda asbestli borular, boyalar, çatı izolasyon malzemeleri, yer döşemeleri vs. kullanılıyordu. Bugün kentsel dönüşüm süreçlerinde binalar yıkılırken, bu toksik maddeler ortaya çıkıyor. Ne yazık ki hâlâ bu konuya yeterince dikkat edilmiyor. İran’da ise bu mesele daha büyük ve etkilerini zaman gösterecek.
“Kirlilik Sibirya’nın Altay Bölgesindeki Dağlara Kadar Ulaşabilir”
Hava kirliliğini oluşturan partikül maddelerin bazen asılı kalabildiğini bazen de rüzgarla çok uzaklara gidebildiğini biliyoruz. Ancak İran’daki olayın boyutu çok büyük. Yapılan modellemelere göre kirliliğin Sibirya’nın Altay bölgesindeki dağlara kadar ulaşabileceği görülüyor. Bu ciddi bir tehlike.
Sülfürik asit, akut dönemde gözlerde ve solunum yollarında tahrişe yol açıyor. Ayrıca enflamasyon üzerinden vücudun savunma sistemini etkileyen kronik bir sorun yaratıyor. İran’da ise tüm bunlar daha büyük boyutlarda yaşanacak.
“Tüketim Alışkanlıklarımızı Değiştirmeliyiz”
Siyah yağmur değilse de örneğin Afşin-Elbistan’da kül yağmasını Türkiye’de deneyimledik. Ne yazık ki kömürlü termik santrallarımızın önemli bir kısmının filtreleri yeterli değil ve güncellenmiyor.
İran’da yanan petrol ürünü olduğu için muhtemelen oradaki etki daha yoğun fakat nihayetinde petrol de kömür de fosil yakıt. Bu önemli konu bugün savaş nedeniyle gündeme geldi ama fosil yakıtlardan mümkün olduğunca uzaklaşmak gerekiyor. Yenilenebilir enerji de başka çevre sorunları yarattığından, enerji ihtiyacımızı azaltmak için tüketim alışkanlıklarımızı değiştirmemiz, daha az tüketmemiz gerekiyor.
Yenilenebilir enerjilerin de farklı çevre sorunlarına neden olabildiğini göz önüne alırsak (Rüzgar türbinlerinin çalışması için çok miktarda ağır yağ gerektiği, bazen tribünlere ağaç kesilerek yer açıldığı gerçeği), enerji ihtiyacımızı azaltmak için tüketim alışkanlıklarımızı değiştirmemiz, daha az tüketmemiz gerekiyor.”








